Kayıtlar

2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sessizlik

                                                              Sessizliği seviyorum                                          Bazan tek elime etmeden geçirdiğim saatler oluyor,                                                                     Günler…                                                         Öylece duruyorum olduğum yerde                   ...

Sevgili Şiirim

Seni yazana dek öyle çok yırtıp attım ki satırlarını sevgili şiirim, bilemezsin… eski püskü ajandalara, sayfalar dolusu keder yükledim yükledim de içimdeki karanlığı bitirdim ve şimdi hiç kelimem kalmadı Mısralarına dökeceğim. Ne olur affet beni Sevgili şiirim Tuğba Oruç

Kış Geliyor

Bu defa uzun sürdü ayrılık başımı sessizliğime gömüp içimi dökmediğimden beri kağıtlara, daha bir yalnızım sanki. Kış geliyor diyorum Yazın saatler boyu yakan turuncu güneşine karşı uzun uzun yağan ince yağmurları, Serin geceleri var kasımın Kış geliyor…. Tuğba Oruç

Yine de...

Bilmediği bir his içinde dolandı durdu, karanlık odasını ruh hali. Aslında yoktu yaşam gailesi dışında pek derdi… Yine de elleri, kan ter içinde, yoldu durdu saçlarını o perşembe gecesi. Tuğba Oruç

Yüzeyde

Öyle yüzeydesin öyle yüzeydesin ki, ara sıra, bazen de geceleri; sana yazdığım o dörtlüğe bakıp, alaycı bir gülümseme konduruyorsun ağzının içine, seziyorum… Bense bir sonraki dizeyi hayal ediyorum; sakince, kafiyelerimi seviyorum. Öyle korkuyorsun, öyle korkuyorsun ki kaybolmaktan maviliğimde, elinde kadehinle, kendi halinde, manzarayı izliyorsun sinsice Tuğba Oruç

Yalnız Kalınca

Kış geceleri kendiyle baş başa kaldığı zamanlarda; gündüzleri bağrını durmadan kemirenlerin, diş izlerini arar bulurdu usulca… Kopmayan etinin patlıcan moru hallerine baktıkça, ara sıra kendine söylediği yalanları düşünür, gülümserdi kadın, yatağında. Tuğba oruç

Gizli Saklı

Kalemimin ucuna gelip, kağıda dökemediğim kelimelerim var. Susturduğum cümlelerim… İçimde birikiyorlar Günler uzuyor… Gizemini koruyor, kadınlarla, adamlar Tuğba Oruç

Hala

Buruşturup attığım kağıtların sayısını unuttum. Hepsi yitik… Şimdi yazacaklarımı sindiremiyorum içime Ruhum ezik… Hala merak ediyorum aklındakini… Gece yarıları kadeh tokuşturdukların hariç Tuğba Oruç

Hatırımda

Yazdıklarımı sende unutmusum o gece Şimdi hatırladım. İçinde kalbini sakladığın o ahsap çekmecede duruyorlar. Bir ara uçlarını yakarsın… Aklımı ise o çukur içindeki yüzünde, uykusuz gözlerinde bırakmışım…hatırladım Tuğba Oruç

Yıllar Sonra

Yıllar sona, geride kalan birkaç ağızla konuşmak ve kahkahalar  içinde cümle kurmak, iyi gelmişti o gün…  Ara sıra üzerimde; Ellerimde ve yüzümde gezinen sinsi bakışlar dışında, samimiydik yan yana ve karşı karşıya otururken koltukta Artık incitmeyecekti beni, o  kupkuru merhaba… Senin o yolları daracık semtinin sokağında karşılaştığımızda. Tuğba Oruç

İkimiz

Yıllardır sustuklarımı sana anlatmıştım halbuki… Birkaç mısranın içine koymuştum kalbimi. Özetle; cümle içinde " Mutluluk bizimdi. " Yaz iyi başlamıştı, güzeldik… Her an çekip gidecekmiş gibi bakan gözlerin, telaşla kemirip kan içinde bıraktığın tırnakların dışında, iyiydik ikimiz. Tuğba Oruç

Kadın

Yağmur ince ince, durmadan ıslatıyordu İstanbul’u, akşamın ilk saatleri başlıyordu, kadın yüreği sızılı olmasa bulacaktı evin yolunu; ayakları geri geri gidiyordu, çaresi yoktu ve nihayet bindiği minibüsün buğulu camından dünyaya, baktı, durdu öyle hüzünlü Tuğba Oruç

Kasımda

Nasıl oluyorsa, bir anda, iliklerime kadar çöken hüzünle ıslanır kalbim. Bir fincan kederle midemde, ağlarım içime içime, gizlice ve onun ellerimi acımasızca buruşturan, sert rüzgarlarından sonra çırılçıplak kalan ağaçlarını izler, dalar giderim uzaklara ve o tarifsiz güzelliğinde kaybolan ruhuma, Bakar dururum .. Kasımda Tuğba Oruç

Merak Ediyorum

Ne oldum ne bittim,ne haldeyim, bilemiyorum… En son gece yarıları, kırmızı tonlardaki defterime, kalbimi koyduğum oluyordu Gizlice Satırlarında buluşuyordum İçimle Sonraları… bazen de, en çok da böyle gri günlerde; Sokaklarda geziniyor, kedileri izliyordum sessizce Bir de insanlarını İstanbul’un… Hepten unuttum beni, göz göre göre şairin de dediği gibi, vallahi çok merak ediyorum kendimi Tuğba Oruç

Yalnızlığım

Şu mevsimlerin içinde, en kararsızıdır sonbahar… Ne zaman maviye çalar Ne vakit grilere bulanır gökyüzü Ve günün hangi saati hissederim o tatlı esintisini ensemde?  Bilinmez… Ruhum gelgitlerine alışmaya çalışır O çok sevdiğim, saprsarı yaprakları usu usul süzülen yağmurları dışında durmadan hızlıca atar durur kalbim Günler kısalır… Benimse uzayan geceler gibi, durmadan büyür yalnızlığım Tuğba Oruç

Nisan Sonu Şiiri

Nisan sonunda, tüm çiçekler gösterir kendini Tepede, bayırda, dağ eteklerinde, göl kıyılarında hep beraber açarlar; Menekşeler, fulyalar, güller ve papatyalar Dalları yeşerir, aşkla dolar tomurcukları Islak toprağın üzerinde telaşla Bir tek lalenin ömrü bitiyor Nisan sonunda Göreceksin… Mutluluk sızı verecek aranıza Sakın korkma. Tuğba Oruç

Yazamamak

Ben ne zaman alsam elime kalemimi, tüm öznelerim ve yüklemlerim kaçıp saklanıverir içine hayallerimin ve ben öyle bakıveririm sarımsı yapraklarına defterimin özellikle geceleyin, anılarımda biriktirdiğim en güzel kelimelerim, yalnızca uzaktan bakarlar bilirim Tuğba Oruç

Caanım Defterim

Kaçıncı kez koparıp atıyorum yapraklarını, bilmiyorum defterim sanki kalbini söküyorum yerinden göğsüm inip kalkıyor, dokundukça tellerine aniden, özür dilerim Kaçıncı kez çok düşünüp, hiçbir yere varamıyorum Sayamadım inan… Dedikleri gibi gerçekten, Faydasızmış bünyeye İdrak ettim Kaçıncı kez bembeyaz Bir salı daha sona eriyor Taksicillerin ıslık sesleriyle birlikte Emin değilim ve ben kaçıncı kez ovuşturuyorum gözlerimi, adam etmek için bu şiiri… Vallahi bilmiyorum defterim Tuğba Oruç

Kendini Sevmek

Bu dört duvar arasındaki bu tek nefeslik hayat Aşksızlıktan değil kendimi daha çok sevdiğimden Öyle şikayetçi de değilim ama isterdim doğrusu Bir çift maviliğin beni izlemesini hayretle Kendimle sohbetteyim şimdi gece gece Ay geçiyor yavaşça gözlerimin önünden Bu dört duvar arasındaki bu sessizlik Yalnızlıktan filan değil Tuğba Oruç